15 Temmuz sonrasında Türk-Amerikan ilişkileri
Kadir Üstün
15 Temmuz başarısız darbe girişimi, Türk-Amerikan ilişkilerinde ciddi bir gerginlik ve karşılıklı güvensizlik döneminin de habercisi oldu. 2013’ten itibaren özellikle Suriye politikası farklılıkları yüzünden ikili ilişkilerde yaşanan sorunlar gitgide artan bir gerginlik yaratmıştı. FETÖ liderinin ABD’de ikamet ediyor olması Türk kamuoyunda darbede Amerikan dahlinin açık bir göstergesi olarak okunuyordu. Bu sebeple darbe girişimi öncesinde oluşan soğukluk ve gerginlik darbe sonrasında derin bir güvensizliğe dönüştü.
OBAMA’NIN VURDUMDUYMAZLIĞI
Obama yönetiminin darbenin ilk saatlerinde net bir açıklama yapmakta gecikmesi ve Başkan Yardımcısı Biden’ın istikrar vurgusu Türk kamuoyundaki şüphe ve hoşnutsuzluğu zirveye çıkardı. Darbe süreci sonrasında FETÖ’yle mücadele edilirken genelde Batı’nın özelde de ABD’nin hukuka ve insan haklarına riayet edilmesi yönündeki açıklamaları da darbe girişiminin ciddiyetinin anlaşılamaması olarak okundu. Biden darbeden bir ay kadar sonra gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretiyle ABD’nin imajını düzeltmeye çalışsa da yönetimin FETÖ üyelerinin iade süreçlerinde ağırdan aldığı algısı ilişkilere zarar verdi.
Obama yönetiminin darbe girişimine güçlü tepki vermemesi ve FETÖ üyelerinin iadesinde ayak sürümesi ikili ilişkileri zora soktu. Darbe girişimi sonrasında Türkiye’nin Suriye’ye doğrudan askeri operasyonlarıyla saha hakimiyeti sağlaması, ABD’yle ilişkileri zaman zaman kopma noktasına getiren bir sürecin de başlangıcı oldu. ABD’nin YPG’yle geliştirdiği ilişkinin DEAŞ odaklı ve geçici olduğu şeklindeki izahları Ankara’da kabul bulmazken, Türkiye Suriye’de ‘kendi göbeğini kesme’ kararı alarak terörle mücadelede sınır ötesini de dahil eden bir konsept değişikliğine gitti.
TRUMP, SURİYE’DEN ÇIKMA KARARINI UYGULAYAMADI
Türkiye’nin üç büyük operasyonla Suriye’de alan kontrolü sağlaması, ABD tarafında Ankara’nın ciddiyetinin daha iyi anlaşılmasını sağladı. Bazı askeri operasyonlarda Türk ve Amerikan askerlerinin birbirlerine çok yakın bölgelerde bulunması NATO müttefiki iki ülke güçlerinin kazara çatışma korkusunu dahi gündeme getirdi. Türkiye’nin operasyonları ve YPG/PKK üzerindeki baskısı karşısında Başkan Trump birkaç defa Suriye’den çıkma kararı alsa da bunu uygulamakta zorlandı zira CENTCOM YPG’ye desteği DEAŞ’la mücadele misyonunun ana ekseni haline getirmişti. Trump’ın Suriye’den çekilme isteğine Amerikan Kongresi ve basını iç siyasi dengelerin de etkisiyle büyük tepki göstererek Başkan’ı ‘Kürtlerin kaderini Erdoğan’ın insafına bırakmakla’ suçladı.
Trump döneminde Türkiye’nin Rusya’dan S-400 tedarik etmesi ve F-35 programından çıkarılmasıyla birlikte Brunson krizi ikili ilişkilerin dip yapmasına neden oldu. Amerikan Kongresi Trump’ın Putin Rusya’sıyla ilişkilerinden rahatsız olduğu için çıkardığı CAATSA yasası üzerinden Başkan’ın alanını sınırlamak ve dış politika süreçlerine müdahil olmak çabası içindeydi. Türkiye’nin S-400 tedariki sonrasında Trump’a CAATSA’yı uygulaması için baskı yapan Kongre nihai olarak başarılı oldu. Trump’ın Brunson krizi bağlamında Türkiye’yi Twitter’dan tehdit ederek Evanjelist tabanına şov yapmaya çalışması ve giderayak CAATSA’yı uygulamak zorunda kalması Türk-Amerikan ilişkilerinin en kötü dönemlerinden birinin yaşanmasına neden oldu. Trump’ın siyaset yapış tarzı Cumhurbaşkanı Erdoğan’la iyi geçinen görüntüsüne rağmen ilişkilerde ciddi oranda bir istikrarsızlık unsuru olarak öne çıkıyordu.
ABD’NİN SURİYE POLİTİKASI İLİŞKİLERİ KİLİTLEDİ
Biden, Trump’tan son derece sorunlu bir Türk-Amerikan ilişkisi devraldı. Siyasi hayatı boyunca Yunanistan taraflı bir sicili olan, Türkiye’yi iyi tanımasına ve olumlu söylemlerine rağmen önemli gaflara da imza atan, YPG konusunda verdiği sözleri yerine getiremeyen Biden, pandemi döneminde iktidara geldi. 2019’daki ciddi krizler sonrasında pandemide Türkiye’nin ABD de dahil birçok ülkeye maske ve tıbbi malzeme tedarikinde yardımcı olması ikili ilişkilerdeki kriz alanlarının belli bir süre dondurulmasına yardımcı oldu.
Biden lider diplomasisinden ziyade uluslararası platformlarda angajmanı tercih ederek Türkiye’ye mesafeli durmayı tercih edince krizlerin ağırlaşması engellendi ancak sorunların çözülmesinde hızlı aşama kaydedilemedi. Suriye’deki Amerikan politikası değişmeyince iş birliği imkânı oluşmadı. Afganistan ve Libya gibi alanlarda iş birliği arayışları kalıcı sonuç vermedi. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi yeni bir dönüm noktası oldu ancak burada da Türk-Amerikan iş birliği potansiyelinin fırsata çevrildiğini söylemek pek mümkün değil.
Ukrayna’ya askeri, lojistik ve diplomatik yardımı esirgemeyen Türkiye, Rusya’yla köprüleri tamamen atmaya yanaşmadı. Her iki tarafa da konuşabilen bir aktör olması itibariyle Türkiye’yle daha yakın koordinasyon içinde olması beklenen ABD lideri Biden’ın İngiltere, Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerine odaklandığını gördük. NATO içerisinde birlik sağlayan ve Ukrayna’ya uluslararası desteğin mimarlığı konusunda liderlik eden Washington’un Türkiye’nin ateşkes ve barış çabalarına yeterince destek vermemesi Ankara’yla birlikte çalışma alanlarının sınırlı kalmasına neden oldu.
TÜRKİYE’NİN UKRAYNA POLİTİKASI YUMUŞAMA GETİRDİ AMA…
Buna rağmen Türkiye’nin Ukrayna’ya desteği ve Tahıl Anlaşması gibi adımlarının Washington’da memnuniyet yarattığı ve Türkiye’nin Rusya’nın tarafında olmadığının anlaşıldığı biliniyor. Bu sebeple Biden yönetiminin Türkiye’yi Rusya’yla ilişkiler konusunda hedefe koymayan yaklaşımının olumlu bir sinerji yarattığı söylenebilir. Bununla birlikte ABD’nin Ukrayna’ya askeri yardıma odaklanarak nihai barışa giden yol haritası üzerinde çalışmayı ikinci plana itmesi bu konuda daha istekli olan Türkiye’yle yakın iş birliğini mümkün kılmadı. NATO’nun genişlemesi konusunda ise prensip olarak aynı sayfada olan iki müttefikin İsveç konusundaki görüş ayrılıklarını aşması olumlu katkı yapacaktır. Özellikle Türkiye’nin terörle ilgili kaygılarının ciddiye alınması ve bu konunun NATO gündeminin üst sıralarında yer alması, Türkiye’nin güvenlik kaygılarını azaltarak Türk-Amerika ilişkilerine olumlu katkı yapacaktır.
Son yedi yıldaki gelişmelere bakıldığında, Türkiye’yle ABD arasındaki ilişkilerin 15 Temmuz darbe girişiminden sonra özellikle Covid-19 salgınına kadarki dönemde sarsıcı bir sınama sürecinden geçtiği söylenebilir. Darbe girişimine tepki, FETÖ liderinin iadesi ve ABD’nin dahli algısı güven krizine yol açtı. Suriye’deki anlaşmazlıklar NATO müttefiklerinin açık biçimde stratejik çıkar çatışmasının tarafları haline geldiği algısını oluştururken Türkiye’nin güvenlik kaygılarını derinleştirdi. S-400 ve F-35 krizi Türk-Amerikan savunma ilişkilerine darbe vururken Brunson krizi de Türkiye’ye yakın görünen Trump’ın yaptırım uygulayarak Türk ekonomisine zarar vermesine yol açtı. Türk-Amerikan ilişkileri pandeminin ve Ukrayna savaşının yakınlaştırıcı etkileriyle birlikte NATO ittifakının güçlenen iç bütünleşmesinden istifade etti. Ancak YPG/PKK ve FETÖ gibi devam eden kriz alanları daha geniş iş birliğini sınırlandıran bir etki yapmaya devam ediyor.
