ZOHRAN MAMDANİ’NİN NEW YORK BELEDİYE BAŞKAN ADAYLIĞI
Giriş
Amerika Birleşik Devletleri’nde siyasal temsildeki çeşitlilik, özellikle 21. yüzyılın ikinci çeyreği itibarıyla büyük bir dönüşüm yaşamaktadır. Bu dönüşümün dikkat çekici örneklerinden birisi de, 2025 yılında New York Belediye Başkanlığı için adaylığını açıklayan ve ön seçimleri kazanan Demokrat Müslüman siyasetçi Zohran Kwame Mamdani’dir. Hem Müslüman, hem de sosyalist kimliğiyle öne çıkan Mamdani, yalnızca New York’un değil, tüm Amerikan siyasî sahnesinin simgesel figürlerinden biri hâline gelmiştir. Adaylığı, toplumsal çeşitlilik açısından bir dönüm noktası olmasının yanı sıra, siyasal kutuplaşmanın, nefret söyleminin ve popülist müdahaleciliğin de merkezine oturmuştur. Özellikle Başkan Donald Trump’ın Mamdani’ye yönelik sert açıklamaları ve tehditleri, hem Amerikan demokrasisinin sınırlarını, hem de siyasette kimlik temelli çatışmaların geldiği noktayı gözler önüne sermektedir.
Zohran Mamdani Kimdir?
Zohran Kwame Mamdani, 1991 yılında Uganda’da doğmuş, Hint asıllı Müslüman bir Amerikalıdır. Kültürel mirasını, dini kimliğini ve politik duruşunu açıkça sahiplenerek Demokratik Sosyalist çizgide siyaset yapan Mamdani, 2020 yılında New York Eyalet Meclisi’ne seçilmiş ve Queens’in 36. bölgesini temsil etmeye başlamıştır. Columbia Üniversitesi mezunu olan Mamdani, politik kariyerinin başından itibaren kira kontrolü, toplu taşımada ücretsiz erişim, gıda güvenliği ve çocuk bakımı gibi temel sosyal haklar üzerine inşa edilmiş bir program yürütmektedir.
2025 yılında New York Belediye Başkanlığı için adaylığını açıklayan Mamdani, Demokrat Parti ön seçimlerini kazanarak, ABD tarihinin ilk Müslüman belediye başkanı adayı olma unvanını elde etmiştir. Bununla birlikte, adaylığı yalnızca etnik ve dini kimliği nedeniyle değil, aynı zamanda savunduğu radikal sol politikalar nedeniyle de büyük yankı uyandırmıştır.
Siyasal ve Toplumsal Vizyonu
Mamdani’nin politikaları, Amerika’daki mevcut neoliberal belediyecilik anlayışına ciddi bir alternatif sunmaktadır. Adaylık kampanyasında yer verdiği önerilerden bazıları şunlardır:
• New York’ta tüm otobüs ve metro ulaşımının ücretsiz hâle getirilmesi,
• Şehir çapında kira dondurulması,
• Belediye tarafından işletilecek, kâr amacı gütmeyen süpermarket zincirlerinin kurulması,
• Aylık asgari ücretin 30 dolara çıkarılması,
• Çocuk bakımının evrensel bir kamu hizmeti hâline getirilmesi.
Bu program, özellikle düşük gelirli gruplar, göçmenler ve işçi sınıfı seçmenleri tarafından destek görse de; merkezci ve sağ eğilimli çevreler tarafından “radikal”, “ütopyacı” ve “ekonomik gerçeklikten kopuk” olarak değerlendirilmiştir. Ne var ki, Mamdani’nin genç seçmenler arasında geniş bir destek bulduğu, sosyal medya üzerinden yürüttüğü kampanyayla “katılımcı demokrasi” anlayışını öne çıkardığı görülmektedir.
Donald Trump’ın Müdahaleci Söylemleri ve Nefret Politikası
Mamdani’nin adaylığının kamuoyunda yankı bulmasıyla birlikte, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamaları bu tartışmayı ulusal bir meseleye dönüştürmüştür. Trump, Mamdani’yi açıkça hedef alarak şu ifadeleri kullanmıştır:
• “Komünist bir çılgın.”
• “New York bir terör yuvası hâline gelecek.”
• “Gerekirse onu tutuklarız.”
• “Vatandaşlıktan çıkarmak da seçeneklerimiz arasında.”
• “New York’un kontrolünü federal hükümet devralabilir.”
Bu açıklamalar, yalnızca Mamdani’ye yönelik bireysel bir nefretin değil, aynı zamanda dini kimliklere ve sol politik duruşlara karşı duyulan sistematik tahammülsüzlüğün göstergesi olarak okunmaktadır. Trump’ın bu söylemleri, özellikle Mamdani’nin sosyal medyada Müslüman kimliği üzerinden hedef alınmasına zemin hazırlamıştır.
İslamofobi ve Dijital Nefret Dalgası
Mamdani’nin adaylığının duyurulmasından sonraki üç hafta içerisinde sosyal medya platformlarında kendisine yönelik yaklaşık 7 bin paylaşım yapılmış, bu içerikler toplamda 400 milyonu aşkın etkileşim almıştır. Bu içeriklerin önemli bir kısmı İslamofobik söylemleri içermektedir. Mamdani, “terör sempatizanı” ve “şeriat destekçisi” gibi asılsız suçlamalarla anılmış, özellikle Filistin yanlısı söylemleri üzerinden hedef gösterilmiştir.
Bu durum, Amerikan toplumundaki İslamofobinin yalnızca bireysel değil, kurumsal ve siyasal düzeyde de ne kadar güçlü bir refleks hâline geldiğini göstermektedir. Ayrıca, sosyal medya üzerinden yürütülen dezenformasyon kampanyaları, seçim süreçlerinde dijital güvenliğin ve ifade özgürlüğünün nasıl kırılgan bir hâle geldiğini de ortaya koymaktadır.
Mamdani’nin Tepkisi: Demokrasi ve Dayanışma Vurgusu
Tüm bu saldırılara rağmen, Zohran Mamdani, oldukça soğukkanlı ve kararlı bir duruş sergilemiştir. Trump’ın açıklamaları sonrasında yaptığı bir basın açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştır: “Bu tehditler yalnızca bana değil, demokrasiye yapılmıştır. Bu ülkede kökeniniz, inancınız ya da sosyalist görüşleriniz nedeniyle susturulmaya çalışılıyorsanız, bu bir halk yönetimi değil, otoriterliktir.”
Mamdani ayrıca, New York halkına seslenerek tüm dini, etnik ve sınıfsal farklılıkların bir arada yaşadığı bu şehirde, halkçı ve katılımcı bir yönetim vizyonu inşa etmek istediğini belirtmiş, Trump gibi figürlerin korku ve düşmanlık yayarak demokratik süreci boğmak istediğini ifade etmiştir.
Akademik Değerlendirme: Yeni Bir Siyaset Anlayışının Eşiğinde
Zohran Mamdani’nin adaylığı ve Trump’ın tepkileri, Amerikan siyasetinde üç temel dönüşüm başlığını gözler önüne sermektedir:
1. Kimlik Temelli Temsilin Yükselişi: Mamdani’nin etnik, dini ve sınıfsal kimliğiyle öne çıkması, Amerikan siyasetinde azınlık grupların görünürlüğünün arttığını ve bu durumun hâkim gruplar tarafından tehdit olarak algılandığını göstermektedir.
2. Popülist Müdahale ve Demokrasinin Aşınması: Trump’ın “tutuklama” ve “federal müdahale” açıklamaları, yasaların ve demokratik sürecin, kişisel ideolojiye göre yeniden tanımlanabileceğini iddia eden otoriter eğilimlerin güç kazandığını göstermektedir.
3. Dijital Alanın Siyasallaşması ve Dezenformasyon: Mamdani örneği, sosyal medyada yürütülen dezenformasyon kampanyalarının birey haklarını nasıl zedelediğini ve seçim güvenliği için dijital mecraların nasıl daha güçlü düzenlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Sonuç
Zohran Mamdani’nin New York Belediye Başkanlığı adaylığı, Amerika Birleşik Devletleri’nde hem temsil adaletinin gelişimi açısından umut verici, hem de demokratik normların esnemesi açısından kaygı verici gelişmeleri bir arada barındırmaktadır. Trump’ın söylemleriyle örneklenen kutuplaştırıcı, tehditkâr ve dışlayıcı siyaset tarzı, Mamdani gibi aktörlerin yükselişine karşı sistematik bir direnç oluşturmakta; ancak bu direnç aynı zamanda yeni bir siyaset anlayışının doğuşuna da işaret etmektedir.
Bugün Mamdani’nin temsil ettiği çizgi, yalnızca bir adayın kampanyası değil; daha eşitlikçi, katılımcı ve çoğulcu bir Amerikan demokrasisinin imkânı üzerine kurulmuş bir arayıştır.
Oğuzhan MANİOĞLU
