KUZEY SURİYE’NİN TERÖRDEN TEMİZLENMESİ VE ŞAM-ANKARA HATTI
Giriş
8 Aralık 2024 sonrası dönemde, yeni Suriye Devleti, başta Türkiye’nin güçlü desteği ile içeride toplumsal, siyasal ve ekonomik olarak bir yeniden inşa sürecine girerken, dışarıda da Körfez ülkeleri, Washington (ABD) ve yine Türkiye’nin diplomatik desteği ile meşruiyet kazanmaya başlamış ve şimdilerde ulusal ve bölgesel güvenlik adına güçlü bir sınavı başarıyla vermektedir.
Nitekim 10 Mart Mutabakatı ile hükümete entegrasyonu teoride ve masada kabul eden Kürt varlığı SDG, siyonist-emperyalist rüyalara dalmakta ısrar edince, gerçeğin ağır tokadıyla karşılaşmaya mecbur kalmıştır. Diğer yandan, bugüne kadar sınırlarının hemen yakınında ve kuzey Suriye hattı boyunca bir “terör kuşağı/teröristan” inşa edilmesine kesinlikle müsaade etmeyeceğini belirten Ankara, sahada da bunu güçlü angajmanlarıyla (Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı vb.) açıkça ve bir kez daha ortaya koymuştur. Mazlum Abdi ve ekibi, bölgede uzun yıllar kendisi üzerinden geçerli olan “vekil güç” stratejisinin IŞİD’in yeniden etkinlik kazanmasına dair bazı kıpırtılar kapsamında idame edilebilirliğini sağlamaya çalışmış; ancak Suriye sahasında hakikatleri görerek değil, algısal faaliyerlerle hareket ettiği için bariz bir biçimde yanılmıştır. Bölgedeki Arap ve Kürt aşiretlerinin olumsuz bakış açısına rağmen Kuzey Suriye’de sürekli kantonlaşmayı ve devletleşmeyi hayata geçirmekte ısrar eden SDG, bölgedeki dengeleri realist bir biçimde okumak yerine zaman kazanmaya çalışarak Şara yönetimine verdiği taahhütleri yerine getirmeyi sürekli olarak ertelemiştir. Ancak ifade ettiğimiz üzere, SDG, 31 Aralık’a (2025) kadar Şam yönetiminin kendisine verdiği süreyi istismar ederken, 10 Mart Mutabakatına uygun bir tavır da göstermemiştir.
İsrail’in Dürzi ve Kürt Kartı
Ortadoğu bölgesinde 2011’den itibaren oluşmaya başlayan bölgesel istikrarsızlık ve aktörler arası jeopolitik çekişme halinin geniş bir alana yayarak öne çıkardığı devlet-dışı aktörler, süreç içerisinde hem bölgesel, hem de bölge-dışından küresel aktörlerin dış politika amaçlarında kullanışlı birer aparat haline gelmiş ve bölgedeki vekâlet savaşlarının da başrol oyuncusu olmuşlardır. Özellikle IŞİD/DEAŞ, Haşdi Şabi, Boko Haram, PKK/PYD/YPG/SDG gibi küresel ve bölgesel aktörlerin düşük maliyetle etkin jeopolitik manevra becerilerine imkân sağlayan devlet-dışı ve silahlı aktörlerin bir kısmı milis organizasyondan koşullar elverdikçe informel ve formel daha karmaşık ve geniş şebekelere dönüşmüş, bir kısmı da Irak ve Suriye gibi coğrafyalarda etki ve nüfuz alanlarını genişleterek adeta bir devlet gibi hareket etmeye başlamıştır. Ancak bölgesel ve uluslararası konjonktürün değişmesi, Ortadoğu’daki devlet yapılarının değişen ittifak ve güç yapılarına göre hareket ederek esnek bir dış politika gündemi takip etmeleri sonucunda “kullanım süresi” dolan bu aktörlerin sahadaki etkinliğinin de geçersizleşmesine neden olmuştur.
Nitekim IŞİD uluslararası bir koalisyonla tasfiye edilirken, İran vekili Şii milislerin büyük bölümü ve Lübnan Hizbullah’ı ise zayıflatılarak etkin mücadele kapasiteleri ellerinden alınmıştır. Benzer bir biçimde, Türkiye’deki etki alanı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) etkin ve kararlı operasyonları ile büyük ölçüde yok edilen PKK terör örgütünün Suriye uzantısı PKK/PYD/YPG/SDG, uzun süre Washington tarafından finansal, lojistik, eğitim ve istihbari açılardan desteklenerek vekil olarak kullanılmıştır. Ancak Suriye’deki vekil savaşların Esed rejiminin düşmesiyle anlamını yitirmesinin yanında, 8 Aralık 2024 tarihinde HTŞ önderliğindeki muhalif cephenin ülkede yönetimi ele geçirmesi sahada yeni bir gerçekliğin inşa edilmesine yol açmıştır. Bu tablo karşısında Suriye’de tutunabilme becerisini gün geçtikçe kaybeden YPG, Washington tarafından desteklenen ve Türkiye’nin devlet-inşa süreçlerinde aktif destek verdiği Ahmed el-Şara hükümetiyle yakınlaşmaktan başka alternatif bulamamıştır.
Bahse konu bu yakınlaşma, “10 Mart Mutabakatı” adı verilen SDG’nin Suriye Ordusu’na entegrasyonunu öngören düzenleme ile somutlaşırken, Şara yönetimi Şam’da kurumsallaşan siyasal ve yasal egemenliğini ülke sathına yayma amacında olmuş ve SDG kontrolündeki Halep kırsalı ile Kuzey Suriye’de rejimin otoritesini tahkim etmeye yönelmiştir. Ancak bu kez de Şam’da istikrarlı ve giderek güç kazanan merkezi bir yönetimi bölgesel politikaları açısından tercih edilebilir bulmayan Tel Aviv’in “rejimi sarsma” ve bölgedeki Türkiye etkisini “dengeleme” girişimleri gündeme gelmiştir. Şara yönetiminin merkez binaları da dahil olmak üzere ülkede kritik önem taşıyan noktalara hava saldırısı düzenleyen İsrail, Golan’daki işgali kalıcı ve sürdürülebilir kılma adına bölgeye yakın Kuneytra ve Güney Suriye istikametinde de yayılmacı bir gündem takip etmiştir.
Dahası, Suriye’deki Şara yönetiminin kapsayıcı ve kuşatıcı yönetim modeline karşıt olarak ülkedeki etnik ve mezhepsel azınlıklar üzerinden çatışmacı ve ayrıştırıcı bir dil ve üslûp kullanan İsrail; Suriye’deki yeni yönetimin otoritesini ve birleştirici diyalog arayışlarını akamete uğratmak için Dürzi ve Kürt azınlıkları kışkırtmayı denemiştir. İsrail’in bu kışkırtmalarına kulak vererek ayaklanan Dürzi azınlığın ortaya çıkardığı şiddet eylemleri Suriye’nin Suveyda gibi bazı şehirlerinde kan dökülmesine yol açarken, sözde Suriye’deki Kürt halkını temsilen YPG de İsrail’in azınlıkları araçsallaştıran istikrarsızlaştırıcı politikalarının “aparatı” olmuştur. Bu esnada, yine 13 Aralık 2025 tarihinde Suriye’de 2 ABD askerinin ve 1 sivil ABD vatandaşının (tercüman) öldürülmesiyle başlayan DEAŞ saldırıları, YPG cephesinde sahadaki bu saldırgan gelişmeler bağlamında tekrar ABD tarafından “vekil güç” olarak etkin bir şekilde Suriye sahasında görevlendirilmesi gibi bir beklentinin doğmasına yol açmıştır.
Resim 1: Dürzi lider Hikmet El-Hicrî
Kaynak: Türkiye Araştırmaları Vakfı
Resim 2: Süveyda’daki çatışmalardan bir kare
Kaynak: Perspektif
Ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın söylemlerinde de güçlü bir şekilde somutlaştığı üzere, Suriye’de alanın Türkiye’ye bırakıldığının ifade edilmesi, YPG’nin Washington kaynaklı gelirlerinde bariz bir düşüşün gözlenmesi ve İsrail’in etki alanına uzak kalarak sahadaki boşluğun Şara rejimi tarafından doldurulmuş olması ABD’nin yerini İsrail’in alması gibi boş hayalleri de sekteye uğratmıştır. Bu sırada Şam yönetimi ile imzalanan 10 Mart Mutabakatı’nın 2025’in bitimiyle sonlanmasına rağmen SDG’nin imza attığı düzenleme/anlaşma kapsamındaki hiçbir yükümlülüğü yerine getirmemiş (Suriye Ordusu ile entegrasyon, enerji kaynakları üzerindeki kontrolün devredilmesi, bölgeden çekilme gibi) olması, Suriye Ordusu’nun SDG’nin mevzilendiği bölgelere askeri operasyon düzenlemesiyle sonuçlanmıştır.
SDG’ye Yönelik Harekât ve Rejimin Sahada Gücünü Pekiştirmesi
Bahse konu gelişmeler ekseninde TSK’nın da gerektiği takdirde dahil olma sinyali verdiği Suriye Ordusu’nun YPG’ye yönelik harekâtı, örgütün 10 Mart Mutabakatı ruhuna uygun davranmayarak Şara yönetiminin tanıdığı zaman dilimini istismar etmesi kapsamında rejimin başka bir seçeneği kalmaması dahilinde ortaya çıkmıştır. Dahası, dışarıdan gelen bazı telkinlerle Şara yönetiminin içeride gücünü pekiştiremeyeceği ve kısa sürede İran ve İsrail gibi sahadaki gerçekliği kabul etmekte zorlanan aktörlerin müdahale ve kışkırtmalarıyla devrileceği beklentisi içerisine giren ve bu kapsamda Kuzey Suriye’yi kopararak bir devlet kurma gibi hülyalara kapılan, deyim yerindeyse “olmayacak duaya Âmin” diyen SDG, Şara rejiminin kararlı saldırısı karşısında Kuzey Suriye’de daha fazla tutunamamıştır.
13 Ocak 2026 tarihinde terör örgütü YPG/SDG’ye karşı başlattığı operasyon kapsamında Deyr Hafir ve Meskene başta olmak üzere Fırat Nehri’nin batısındaki bölgeleri “askeri bölge” ilan eden ordu, 16 Ocak 2026 akşamı belirtilen bölgeleri YPG’den temizleyerek kontrolü altına almıştır. Daha sonra Tabka kentine yönelen Şam rejimine bağlı askeri birlikler, yaşanan çatışmaların ardından Tabka’yı da terör örgütünden temizlerken, örgüt mensuplarının ise konvoylar ile ve panik halinde bölgeden ayrıldığı bildirilmiştir. 17 Ocak sabahında örgüt mensuplarının bölgeden çekilmesinin başlayacağını açıklayan Suriye Savunma Bakanlığı Medya ve İletişim Dairesi, açılan “insani koridor” sayesinde ise terör örgütü YPG/SDG’nin işgalindeki bölgelerden ayrılan sivillerin sayısının 27 bine ulaştığını bildirmiştir. Daha sonra, 18 Ocak’ta ise, Suriye Ordusu, Tel Abyad sahasından Rakka ve Haseke kırsalına yönelik operasyon başlatmış, bu operasyonlarda terör örgütü sivillere ateş açarak halka zarar vermeye başlamış, bölgedeki aşiretlerin de ayaklanması ve Suriye Ordusu tarafında yer alarak terör güçlerine karşı koyması neticesinde Kuzey Suriye kırsalında SDG büyük ölçüde etkisiz hale getirilmiştir. Ülkenin kuzeyindeki hâkimiyet bölgelerinden çıkarılan SDG, rejim güçleri karşısında büyük bir hezimet yaşarken, kontrol altına alınan yerleşim yerleri arasında; Muheymide, Suveydan el-Cezire, Murat, Gıranic, Et-Tayyane, El-Cerzi, Hatla, El-Huseyniyye, Halebiyye Meydanı, El-Bağur, Elbu Bedran, El-Bahra, Es-Suse, Ebu Hardub, Eş-Şenan, Denec, Zeyban, Havaic, Şehil, Busayra, Subha, Dehla, Cedid Bekkara, Huşam, Mazlum, El-Hisan, Cefra sahası, Huvayic Bumasa ve Sava yer almıştır.
Harita 1: 18 Ocak 2026 itibarıyla Suriye Ordusu’nun ilerleyişi
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)
Harita 2: Suriye sahasında SDG’nin gerileyişi sonrası güncel durum
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)
Sahadaki bu gelişmeler kısa sürede masaya da yansımış; ABD’li yetkililerin SDG birliklerini uyarması ve Şam yönetimini adres göstermesi ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, terör örgütü YPG/SDG ile ateşkes ve örgütün tam entegrasyonunu kapsayan bir anlaşmaya imza atmıştır. Anlaşma içeriğinden hareketle; Suriye hükümet güçleri ile YPG/SDG arasında, tüm cepheler ve temas hatlarında kapsamlı bir ateşkesin ilan edildiğini söylememiz mümkündür. Yine bu anlaşma kapsamında, tüm örgüt üyelerinin Fırat’ın doğusuna çekilmesi kabul edilerek Deyrizor ve Rakka vilayetlerinin idari ve askeri olarak derhal ve tamamen Suriye hükümetine devredilmesi kararlaştırılmıştır. Ayrıca, SDG örgütünün işgali altındaki Haseke ilindeki tüm sivil kurumların Suriye devlet kurumları ve idari yapıları içine entegre edilmesi kararı da alınmıştır.
Sonuç
Her ne kadar çözülmesi gereken birçok sorun bulunmasına rağmen, Şam’daki Şara yönetiminin iç ve dış politikada kazandığı meşruiyet; ekonomik, hukuki, toplumsal ve siyasal ayakları bulunan ulusal ölçekteki sorunların çözümünü de hızlandıran bir rol oynayacaktır. Bu açıdan bakıldığında, SDG’nin Kuzey Suriye’deki etki alanının pasifize edilmesi, şüphesiz rejimin özgüvenini ve otoritesini pekiştirmesi bakımından oldukça önemli bir konuya işaret etmekle beraber, ulus-ötesi ve bölgesel dinamikler perspektifinden Suriye Ordusu’nun bu başarısı Ankara-Şam hattının iş birliğini ve kararlılığını yansıtmaktadır. TSK’nın taktik ve lojistik desteği yanında, Ankara’nın diplomatik ve moral desteği, sahada somutlaşan askeri bir başarı/zafer ile taçlandırılmış durumdadır. Bölgenin terörden temizlenmesi ile Ankara’nın ulusal güvenlik öncelikleri arasında önemli bir başlık olarak duran Kuzey Suriye’de bir “devletçik” kurulmasına karşı öteden beri yükselen itiraz ve kati tavır, otoritesini ülke sathına yayarak pekiştirmek isteyen Şara yönetiminin güvenlik politikasıyla örtüşmüş ve neticede terör örgütünün baskısından bunalan bölge halkı özgürlüğüne kavuşmuştur. Kuzey Suriye kırsalında kontrolü altındaki bölgelerde mukim Arap ve Kürt aşiretleri tarafından istenmeyen ve dışlanan YPG terör örgütü, tıpkı PKK terör örgütünün silah bırakarak Ankara ile geliştirilen diyalog çerçevesinde ulusal sisteme dahil olmasına benzer bir yol izlemek mecburiyetinde kalmış ve 18 Ocak 2025 tarihinde kontrolü altında tuttuğu bölgelerden tamamen çekilerek Şam yönetimi ile kapsamlı bir ateşkes anlaşması imza etmiştir.
Genel olarak bakıldığında, Suriye özelinde ulusal ve Ortadoğu genelinde bölgesel ölçekli istikrarsızlık üreten ve yayan politikalar güden çevrelerin elverişli vekiller, araçlar ve aparatlarla kaos ihraç etmeye odaklanan projeksiyonları sahadaki dengeler bakımından sonuçsuz kalmıştır. Şara yönetiminin Ankara ile kurduğu güçlü iş birliği ve güvene dayalı diplomatik ilişkiler, gücünü ve otoritesini tahkim ederek güvenlik risklerini bertaraf eden daha istikrarlı bir Suriye’nin inşasına yardım ederken, Washington’ın desteğinden de kesin bir biçimde mahrum kalan terör örgütü YPG/SDG’nin ise diğer türdeşleri gibi Ortadoğu siyaset sahnesinden dışlanması sonucunu doğurmuştır.
Dr. Mehmet BABACAN
