Добавить новость
103news.com
World News
Январь
2026
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31

GRÖNLAND KRİZİ, RUSYA AÇISINDAN SESSİZ TEHLİKE

0

Giriş

Washington yönetiminin Grönland’ın “satın alınması” ya da fiilen kontrol altına alınmasına yönelik söylemleri, ilk bakışta Donald Trump dönemine özgü alışıldık, provokatif bir dış politika üslubunun devamı gibi değerlendirilebilir. Ancak mesele, kısa vadeli siyasi çıkışların ötesinde, hem Avrupa başkentlerinde, hem de Moskova’da dikkatle izlenen ve küresel güç dengeleri açısından çok daha derin ve yapısal sonuçlar üretme potansiyeli taşıyan stratejik bir yönelime işaret etmektedir.

Rusya’daki bazı siyaset bilimciler ve strateji çevreleri, bu süreci Batı dünyasının kendi içinde yeni bir ayrışmaya sürüklendiğinin göstergesi olarak okumakta ve bu durumdan belirgin bir memnuniyet duymaktadırlar. ABD ile Avrupa Birliği arasındaki görüş ayrılıklarının görünür biçimde derinleşmesi, Moskova’da, Batı blokunun siyasi bütünlüğünü ve ortak hareket kabiliyetini giderek yitirdiği yönündeki uzun süredir var olan anlatıyı beslemektedir. Ancak bu yaklaşım, esasen yüzeysel ve kısa vadeli bir değerlendirmeye dayanmaktadır. Zira Grönland’ın ABD tarafından fiilen kontrol altına alınması senaryosu, Transatlantik ilişkilerde geçici bir sarsıntıdan çok daha öte, orta ve uzun vadede stratejik sonuçları en ağır biçimde hissedecek aktörün bizzat Rusya olacağı bir jeopolitik tabloyu beraberinde getirebilir.

Trump’ın Grönland Israrı ve Stratejik Gerekçelendirme

Trump yönetimi, Grönland meselesini kamuoyuna sunarken iki ana gerekçeyi sistematik biçimde öne çıkarmaktadır. Birincisi, adanın Çin ve Rusya kaynaklı “potansiyel tehditler” karşısında yeterince korunmadığı; ikincisi ise Avrupa’nın—özellikle Danimarka ve genel olarak NATO/AB çerçevesinin—bu stratejik coğrafyayı güvence altına almakta yetersiz kaldığı iddiasıdır. Bu çerçevede, Grönland, Washington’ın söyleminde Arktik’te oluştuğu ileri sürülen “güvenlik boşluğunu” kapatması gereken bir ileri karakol, bir erken uyarı ve mukabele platformu olarak resmedilmektedir. Ancak bu gerekçelendirme, yalnızca tehdit algısına dayalı klasik güvenlik söyleminden ibaret değildir; aynı zamanda ABD’nin Arktik’i, büyük güç rekabetinin önümüzdeki safhasında “stratejik üstünlük alanı” olarak yeniden tanımlama eğiliminin parçasıdır.

Trump’ın ısrarını anlamak için, Grönland’ın uluslararası sistemdeki konumunu iki düzlemde ele almak gerekir: (1) jeoaskeri/stratejik düzlem ve (2) jeoekonomik/teknolojik düzlem. Jeoaskeri açıdan, Grönland, Kuzey Atlantik ile Arktik arasında geçişi ve izlemeyi mümkün kılan, hava-deniz-uzay katmanlarının kesiştiği kritik bir coğrafyayı temsil eder. Ada üzerinde hâlihazırda bulunan ABD varlığı (Pituffik/Thule hattı), erken uyarı ve gözetleme mimarisi bakımından Washington’a zaten anlamlı bir kapasite sağlamaktadır. Bu nedenle, Trump’ın söyleminde “mülkiyet” ya da “tam kontrol” vurgusunun öne çıkması, teknik gereklilikten ziyade stratejik kontrolün siyasal ve hukuki katmanlarına dönük bir tercihi yansıtmaktadır. Nitekim ABD’de Pituffik üssünün altyapısına ilişkin iyileştirme projeleri ve kapasite arttırımı yönündeki girişimler de tartışmanın “salt söylem” düzeyinde olmadığını; ada üzerindeki operasyonel sürdürülebilirliğin ve güç projeksiyonunun pratik olarak da kuvvetlendirildiğini göstermektedir.

Bu noktada Trump’ın stratejik gerekçelendirmesi, “güvenlik boşluğu” söylemini, ekonomik baskı araçları ve siyasi şartlılıkla birleştirerek genişletmektedir. Son günlerde açıklanan Grönland’ın “tam satın alınması” gerçekleşmediği takdirde Avrupa’daki belirli ülkelere gümrük tarifesi uygulanacağı yönündeki çıkışlar, ABD’nin meseleyi yalnızca diplomatik bir pazarlık değil, aynı zamanda Transatlantik ilişkilerin maliyet-fayda dengesi üzerinden yeniden düzenlenmesi bağlamında gördüğünü ortaya koymaktadır. Bu yaklaşımda, Grönland, Washington açısından iki işlevi aynı anda üstlenmektedir: Birincisi, Arktik’te güç dengesini ABD lehine tahkim edecek jeostratejik kaldıraç; ikincisi de Avrupa’ya karşı ticaret ve güvenlik dosyalarını birbirine bağlayarak pazarlık alanını genişletecek bir politik baskı enstrümanı.

Trump yönetiminin retoriğinde “Çin ve Rusya tehdidi” vurgusu, aynı zamanda uluslararası meşruiyet üretme işlevi görmektedir. Washington, Arktik’teki hamlelerini savunma refleksi ve ittifak güvenliği üzerinden çerçeveleyerek, olası eleştirileri “zorunlu güvenlik tedbiri” kategorisine itmeye çalışmaktadır. Ancak Avrupa başkentlerinin tepkisi, tam da bu noktada yoğunlaşmaktadır: Bir NATO müttefikinin toprağına ilişkin “mülkiyet/ilhak” çağrışımı yapan beyanlar, ittifakın dayanışma ve egemenlik prensipleriyle açık bir gerilim üretmektedir. Bu nedenle, Avrupa’nın itirazı yalnızca Grönland’ın statüsüne dönük bir hassasiyet değildir; aynı zamanda NATO’nun iç bütünlüğünü ve Transatlantik bağın normatif zeminini ilgilendiren bir güven krizi başlığıdır.

ABD Başkanı Trump’ın “satın alma” ya da “tam kontrol” vurgusunun, hukuki-teknik bir zorunluluktan çok, stratejik belirsizlik üretme kapasitesiyle ilgili olduğu da not edilmelidir. ABD’nin Grönland’daki mevcudiyetini sürdürebilmesi için Danimarka ile yapılan savunma anlaşmaları ve NATO çerçevesi zaten bir zemin sunmaktadır. Buna rağmen “tam kontrol” iddiasının ısrarla sürdürülmesi, Washington’un iki hedefi birleştirdiğine işaret eder: birincisi, ada üzerinde askeri ve teknolojik altyapı kurulumunu, müttefik onayı ve yerel siyasi sınırların ötesine taşır biçimde serbestleştirmek; ikincisi ise Arktik’te oluşacak yeni düzeni “müttefik koordinasyonu” değil, “ABD merkezli hiyerarşi” üzerinden şekillendirmek. Bu çerçevede, Grönland, ABD’nin yalnızca bir “tampon” alanı değil; erken uyarı, füze savunması, denizaltı gözetleme ve bölgesel erişim/inkâr kapasitesini bir arada kurgulayabileceği entegre bir stratejik platform olarak görülmektedir.

Bu stratejik platform yaklaşımı, Rusya açısından doğrudan önem taşır. Çünkü Arktik’in askeri dengesi, Rusya’nın nükleer caydırıcılığının deniz bileşenleriyle ve Kuzey Filosu’nun hareket serbestisiyle yakından ilişkilidir. Grönland coğrafyasının, Kuzey Atlantik’te denizaltı faaliyetlerinin izlenmesi ve geçiş hatlarının kontrolü bakımından taşıdığı tarihsel-stratejik anlam, günümüzde sensör ağları, uydu gözetimi, insansız sistemler ve modern denizaltı savunma konseptleriyle daha da güçlenmektedir. Bu bağlamda, Grönland’ın “tam kontrol” altında militarize edilmesi ihtimali, Rusya açısından yalnızca politik bir meydan okuma değil, stratejik dengeyi etkileyebilecek yapısal bir risk alanıdır. Bu noktada, Grönland’ın GIUK hattı ve Kuzey Atlantik geçişleri bağlamındaki yeri ile Pituffik’in erken uyarı/mimari rolü, dosyanın salt diplomatik çekişmeden ibaret olmadığını; askeri-teknolojik altyapıyla birleşen uzun vadeli bir güç projeksiyonuna işaret ettiğini göstermektedir.

Son olarak, Trump’ın Grönland ısrarı jeoekonomik boyutla da tamamlanmaktadır. Arktik rotalarının ticaret ve enerji taşımacılığı açısından giderek daha fazla gündeme gelmesi, ada çevresindeki stratejik alanın yalnızca güvenlik değil, lojistik ve kaynak rekabeti açısından da değerini artırmaktadır. Bu tablo içinde Washington’In “Rusya-Çin tehdidi” söylemi, yalnızca askeri bir gerekçelendirme değil; Arktik’in ekonomik ve teknolojik potansiyelini (nadir toprak elementleri, enerji rezervleri, yeni deniz rotaları) Batı merkezli tedarik ve denetim mekanizmalarıyla ilişkilendirme hedefinin de bir parçası olarak okunmalıdır. Kullanılan dil her ne kadar savunma reflekslerine yaslansa da, ortaya çıkan stratejik resim, Arktik’te çok katmanlı bir kontrol mimarisi kurma arayışını göstermektedir.

Rusya’daki Hakim Okuma: “Batı Karışıyor, Bu Bizim İşimize Yarar”

Moskova’daki birçok yorumcu, akademisyen ve strateji çevresi, Grönland merkezli bu gelişmeleri belirgin bir memnuniyetle izlemektedir. ABD ile Avrupa arasında giderek daha görünür hâle gelen bu gerilim, Rus kamuoyuna ve karar alıcı çevrelere, Batı dünyasının artık kendi içinde stratejik uyum üretmekte zorlandığı ve ortak bir siyasi irade etrafında hareket edemediği şeklinde sunulmaktadır. Özellikle son yıllarda Transatlantik ilişkilerde biriken yapısal sorunlar ve güven bunalımı, bu tür kriz anlarında Moskova’da, “Batı’nın çözülmesi” anlatısını besleyen güçlü bir argüman seti olarak kullanılmaktadır.

Bu çerçevede, Grönland tartışması, Rus iç kamuoyunda yalnızca Arktik’e ilişkin teknik bir güvenlik meselesi olarak değil, daha geniş bir jeopolitik kırılmanın işareti olarak çerçevelenmektedir. ABD’nin bir NATO müttefikinin egemenliğiyle doğrudan ilişkili bir konuda bu denli sert ve tek taraflı bir söylem benimsemesi, Batı ittifak sisteminin normatif temelinin zayıfladığına dair yorumları güçlendirmektedir. Moskova’daki birçok analizde, bu durum, “kurallara dayalı uluslararası düzen” söyleminin Batı tarafından dahi artık seçici biçimde uygulandığının yeni bir kanıtı olarak sunulmaktadır.

Dahası, bazı çevreler Grönland’ın olası ilhakı ya da fiili kontrol altına alınması ihtimalini, Ukrayna’nın doğusundaki toprak değişiklikleriyle ilgili tartışmalar açısından potansiyel bir emsal olarak değerlendirmeye eğilimlidir. Bu yaklaşım, açıkça ifade edilmese de, Batı’nın kendi içinde egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkelerini esnetmesi hâlinde, Rusya’nın son yıllarda attığı adımların uluslararası sistemde daha “anlaşılır” ya da en azından daha “tartışılabilir” bir zemine oturacağı varsayımına dayanmaktadır. Bu bakış açısına göre, büyük güçlerin fiili durumlar yaratarak jeopolitik alanlarını genişlettiği bir dünyada, Moskova’nın Ukrayna bağlamındaki politikaları da istisnai değil, sistemik bir eğilimin parçası olarak görülecektir.

Bu düşünce çizgisi, Rusya’daki bazı yorumcuların, Batı içi her krizi yapısal bir kazanım olarak okuma eğilimini de beslemektedir. ABD ile Avrupa arasında ortaya çıkan her görüş ayrılığı, Moskova’da, yalnızca karşı blokun zayıflaması olarak değil, aynı zamanda Rusya’nın uluslararası pazarlık gücünü dolaylı biçimde arttıran bir gelişme olarak yorumlanmaktadır. Bu nedenle, Grönland meselesi, birçok Rus analizinde, Arktik’teki askeri dengelerden önce, “Batı’nın kendi kendini yıpratması” bağlamında ele alınmaktadır.

Ancak bu yaklaşımın dikkat çekici bir yönü, meseleyi büyük ölçüde siyasi ve söylemsel düzeyde ele alması, askeri ve stratejik sonuçlarını ise ikincil plana itmesidir. Batı’nın normatif tutarlılığındaki aşınma, kısa vadede Moskova açısından propaganda ve diplomasi alanında belirli manevra imkânları yaratabilir. Ne var ki, bu durum, Grönland’ın fiilen ABD kontrolüne geçmesi gibi bir senaryonun doğuracağı uzun vadeli stratejik sonuçları otomatik olarak telafi etmemektedir. Buna rağmen, Rus kamuoyundaki hâkim okuma, şimdilik, bu gelişmeyi öncelikle Batı içi çatlağın derinleşmesi ve karşı bloğun siyasi uyumunun zayıflaması bağlamında olumlu bir işaret olarak görme eğilimindedir.

Tehlikeli Yanılgı

Grönland, Rusya açısından yalnızca sembolik ya da ikincil bir jeopolitik alan değil, doğrudan doğruya ülkenin askeri güvenliği, nükleer caydırıcılığı ve ekonomik gelecek projeksiyonu ile bağlantılı bir adadır. Arktik bölgesi, son on yılda Rus stratejik planlamasında, periferik bir alan olmaktan çıkmış; aksine, devletin büyük güç statüsünü sürdürebilmesinin temel dayanaklarından biri hâline gelmiştir. Bu bağlamda, Arktik, Rusya için iki temel işlev üstlenmektedir. Birincisi, ülkenin stratejik nükleer kuvvetlerinin deniz bileşenini barındıran ve koruyan bir güvenlik havzası olmasıdır. Rus stratejik denizaltı filosunun önemli bir bölümü, faaliyetlerini Kuzey Kutbu havzasında sürdürmekte ve gerektiğinde Kuzey Atlantik’e bu hat üzerinden açılmaktadır. Bu geçişlerin güvenliği, yalnızca operasyonel bir mesele değil, Rusya’nın ikinci darbe kapasitesinin ve dolayısıyla nükleer caydırıcılığının inandırıcılığı açısından da kritik bir unsurdur. İkincisi ise, Arktik’in, Rusya’nın enerji ihracatı ve uzun vadeli ekonomik kalkınma planları açısından merkezi bir lojistik ve üretim havzasına dönüşmüş olmasıdır.

Özellikle Kuzey Denizi Rotası üzerinden taşınan enerji kaynakları ve hammadde, Rusya ekonomisi için giderek daha vazgeçilmez bir damar hâline gelmektedir. Bu rota, yalnızca Asya ile Avrupa arasındaki mesafeyi kısaltan alternatif bir ticaret yolu değil, aynı zamanda Rusya’nın Arktik’teki hidrokarbon projelerini küresel pazarlara bağlayan stratejik bir koridordur. Bu nedenle, Arktik’in istikrarı ve kontrol edilebilirliği, Moskova açısından yalnızca askeri güvenlik değil, aynı zamanda makroekonomik sürdürülebilirlik meselesi olarak görülmektedir. Bu çerçevede, Grönland’ın konumu, meselenin düğüm noktasını oluşturmaktadır. Grönland’ın ABD kontrolüne geçmesi, Arktik’ten Kuzey Atlantik’e uzanan geçiş hatlarının teknik olarak çok daha kolay izlenebilir, denetlenebilir ve gerektiğinde fiilen bloke edilebilir hâle gelmesi anlamına gelecektir. Bu durum, Rusya’nın nükleer caydırıcılığının deniz bileşenini doğrudan zayıflatma potansiyeli taşımaktadır. Zira stratejik denizaltıların hareket serbestisinin daralması, ikinci darbe kapasitesinin görünürlüğünü ve inandırıcılığını aşındıran bir gelişme olarak değerlendirilir.

Aynı zamanda, bu senaryo, Arktik’te yürütülen büyük ölçekli enerji ve lojistik projeleri de yapısal olarak kırılgan hâle getirecektir. Deniz yollarının askeri ve siyasi baskıya açık hâle gelmesi, Rusya’nın yalnızca güvenlik mimarisini değil, uzun vadeli yatırım planlarını ve dış ticaret projeksiyonunu da doğrudan etkileyecektir. Başka bir ifadeyle, mesele, yalnızca askeri bir kuşatma değil; askeri, ekonomik ve jeostratejik boyutları iç içe geçen çok katmanlı bir baskı mimarisinin inşa edilmesi anlamına gelmektedir.

Burada özellikle vurgulanması gereken husus, bu sürecin yalnızca teorik bir ihtimal olmaktan ibaret olmadığıdır. Arktik’te sensör ağları, uydu gözetimi, denizaltı savunma sistemleri ve ileri konuşlanmış hava-deniz unsurlarının hızla geliştiği bir ortamda, coğrafi dar boğazların ve geçiş noktalarının kontrolü, modern stratejide belirleyici bir çarpan hâline gelmektedir. Grönland’ın bu mimarinin merkezine yerleşmesi, Rusya’nın Arktik’i nispeten güvenli bir “iç deniz” olarak kullanma kapasitesini ciddi biçimde sınırlayacaktır.

Dolayısıyla, Rusya’daki bazı çevrelerin, Batı içi gerilimlere odaklanarak bu gelişmeyi stratejik bir fırsat gibi okuması, büyük ölçüde kısa vadeli ve yüzeysel bir bakış açısını yansıtmaktadır. Oysa Grönland’ın ABD tarafından tam kontrol altına alınması, Moskova açısından uzun vadede askeri caydırıcılığın aşınması, ekonomik projeksiyonların kırılganlaşması ve Arktik’in istikrarlı bir arka bahçe olmaktan çıkıp yüksek yoğunluklu bir rekabet alanına dönüşmesi anlamına gelecektir.

Olası İşgal Senaryosu ve Rusya’nın Tepkileri

Eğer ABD, Trump yönetimi altında Grönland’ı fiilen kontrol altına alacak bir hamle, Moskova açısından yalnızca bölgesel bir tartışma gerilim konusu değil, doğrudan stratejik davranış kalıplarını etkileyebilecek bir gelişme olabilir. Zira Rusya, son yıllarda özellikle Ukrayna bağlamında, Batı ile zaten derin bir meşruiyet ve güvenlik algısı çatışması içinde bulunmaktadır. ABD’nin, bir NATO müttefikine bağlı bir coğrafyada fiili egemenlik tesis etmesi, Moskova’nın gözünde, “büyük güçlerin çıkarları söz konusu olduğunda hukuki sınırların ikincil hâle geldiği” yönündeki kendi tezlerini güçlendirecek ve bu yaklaşımın uluslararası sistemde daha yaygın bir kabul görmesine katkı sağlayacaktır. Bu bağlamda, Rusya’nın, Ukrayna’daki politikasını daha da sertleştirmesi ve hâlihazırda kontrol ettiği bölgelerin statüsünü geri dönülmez biçimde tahkim etmeye yönelmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Böyle bir senaryoda, Moskova, kendi attığı adımları artık istisnai değil, sistemik bir eğilimin parçası olarak sunma imkânı bulacaktır. Başka bir ifadeyle, Grönland örneği, büyük güçlerin fiili durum yaratarak etki alanlarını genişlettiği bir dönemin sembol vakalarından biri hâline gelirse, bu durum Rus dış politikasında daha iddialı ve daha az uzlaşmacı bir çizgiyi teşvik eden psikolojik ve siyasi bir eşik işlevi görecektir.

Askerî düzlemde ise, Arktik, bu gerilimin en hızlı şekilde somutlaşacağı alanlardan biri olmaya adaydır. Grönland’ın ABD kontrolüne girmesi, Kuzey Atlantik ve Arktik havzasındaki deniz ve hava faaliyetlerinin çok daha yoğun bir askerî rekabet çerçevesinde yürütülmesi anlamına gelecektir. Bu durum, Rusya’nın stratejik denizaltı konuşlandırmaları, devriye faaliyetleri ve Kuzey Filosu’nun hareket serbestisi üzerinde doğrudan baskı yaratacaktır. Karşılık olarak Moskova’nın, Arktik’teki askerî varlığını daha görünür, daha ileri konuşlanmış ve daha sert bir caydırıcılık doktriniyle yeniden düzenlemesi kuvvetle muhtemeldir.

Bu sürecin bir diğer sonucu, Rusya ile Kuzey Avrupa ülkeleri arasındaki güvenlik denkleminde yeni ve tehlikeli bir cepheleşme hattının oluşması olabilir. Özellikle Norveç, Finlandiya ve İsveç hattı, Arktik ile Baltık arasında bir stratejik geçiş kuşağı oluşturmakta ve olası bir ABD–Rusya geriliminde dolaylı bir temas alanına dönüşme riski taşımaktadır. Arktik’te ticaret yolları, enerji nakil hatları ve askerî hareketlilik üzerinden yaşanacak sürtüşmeler, yalnızca Washington ile Moskova arasında değil, Rusya ile Kuzey Avrupa ülkeleri arasında da yeni bir gerginlik sarmalını tetikleyebilir.

Öte yandan, bu tablo, Avrupa iç siyasetinde de önemli kırılmalara yol açma potansiyeline sahiptir. ABD ile Avrupa Birliği arasındaki gerilimin derinleşmesi ve bunun geçici bir kriz değil, yapısal bir kopuş eğilimine dönüşmesi hâlinde, bazı Avrupa başkentlerinin, Ukrayna savaşı sonrasında Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımlar ve siyasi blokaj politikasını yeniden değerlendirme eğilimine girmesi ihtimal dışı değildir. Bu tür bir yeniden değerlendirme, kısa vadede olmasa bile, orta vadede Avrupa’nın stratejik özerklik tartışmalarıyla birleşerek, Moskova ile daha pragmatik ve daha çıkar temelli ilişkilerin önünü açabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta şudur: Böyle bir normalleşme ihtimali, Rusya açısından stratejik bir rahatlama anlamına gelse bile, Arktik’te oluşacak yeni askerî ve jeopolitik denge, Moskova’nın güvenlik ortamını yapısal olarak daha karmaşık ve daha kırılgan hâle getirecektir. Yani Grönland’ın ABD kontrolüne geçmesi, bir yandan Batı içi çatlakları derinleştirirken, diğer yandan Rusya’yı çok daha sert, çok daha riskli ve çok daha maliyetli bir büyük güç rekabetinin içine çekecektir.

Sonuç Yerine

Bugün Moskova’da bazı çevrelerin Batı içi gerilimleri belirli bir memnuniyetle izliyor olması, kısa vadeli siyasi psikoloji açısından anlaşılabilir bir tepkidir. ABD ile Avrupa arasındaki görüş ayrılıklarının derinleşmesi, Transatlantik blokun stratejik bütünlüğüne dair uzun süredir dile getirilen eleştirileri beslemekte ve Rus kamuoyunda “Batı’nın çözülmesi” anlatısını güçlendirmektedir. Ancak bu tablo, stratejik gerçekliğin yalnızca yüzeyini yansıtmaktadır. Zira Grönland’ın ABD kontrolüne girmesi ihtimali, Avrupa’dan çok, orta ve uzun vadede doğrudan Rusya’nın askeri güvenliğini, ekonomik projeksiyonunu ve küresel pazarlık kapasitesini aşındıracak bir gelişme niteliği taşımaktadır.

Bu yazıda özellikle belirttiğim üzere, Grönland meselesi yalnızca sembolik bir egemenlik tartışması ya da geçici bir diplomatik kriz değildir. Arktik havzasının giderek daha yoğun bir askerî, teknolojik ve jeoekonomik rekabet alanına dönüşmesi, Rusya’nın uzun yıllardır görece istikrarlı bir arka bölge olarak değerlendirdiği bu coğrafyayı, yüksek riskli bir stratejik cephe hâline getirmektedir. Grönland’ın ABD merkezli bir askerî mimarinin parçası hâline gelmesi, Rusya’nın nükleer caydırıcılığının deniz bileşenlerinden, Kuzey Denizi Rotası üzerindeki ekonomik planlamalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede, yapısal baskı ve kırılganlık üretme potansiyeline sahiptir.

Bu nedenle, Moskova’daki bazı çevrelerde gözlenen “Batı karışıyor, bu bizim işimize yarar” yaklaşımı, büyük ölçüde kısa vadeli ve siyasi okumalara dayanan bir iyimserliği yansıtmaktadır. Oysa Grönland krizi, Batı’nın iç uyum sorunlarından çok daha derin bir meseleyi, yani Arktik’te güç dengesinin kalıcı biçimde yeniden şekillenmesi ihtimalini gündeme getirmektedir. Bu yeniden şekillenme, Rusya açısından daha dar bir manevra alanı, daha yüksek askerî ve ekonomik maliyetler ve daha kırılgan bir güvenlik ortamı anlamına gelmektedir.

Daha geniş çerçevede bakıldığında, Grönland üzerinden yaşanan tartışma, uluslararası sistemin içinde bulunduğu dönüşümün de çarpıcı bir göstergesidir. Güç kullanımının ve fiili durum yaratmanın yeniden olağanlaşmaya başladığı, normatif sınırların giderek daha fazla aşındığı bir ortamda, büyük güçler arasındaki rekabet daha sert, daha doğrudan ve daha riskli bir karakter kazanmaktadır. Arktik’in iş birliği alanı olmaktan çıkıp, büyük güç rekabetinin en hassas ve en tehlikeli cephelerinden birine dönüşmesi, bu sürecin en somut yansımalarından biridir.

Bu çerçevede Grönland krizi, Rusya açısından Batı’nın zayıflamasını uzaktan izlenecek bir “seyirlik gelişme” değil; doğrudan ülkenin stratejik geleceğini, büyük güç statüsünü ve uzun vadeli güvenlik mimarisini ilgilendiren kritik bir kırılma noktasıdır. Yanlış okunan her iyimserlik, ileride çok daha ağır stratejik bedeller üretme potansiyeli taşımaktadır. Dolayısıyla mesele, kısa vadeli siyasi kazançlar ya da karşı bloğun yaşadığı geçici sarsıntılar üzerinden değil, Arktik’in ve küresel güç dengesinin uzun vadeli dönüşümü bağlamında, son derece soğukkanlı ve gerçekçi bir stratejik muhasebe ile ele alınmak zorundadır.

Sadık ARPACI

Uluslararası İlişkiler, Rusya Uzmanı

Tel: +90 545 932 36 77

Email: by.sadik@hotmail.com







Губернаторы России





Губернаторы России

103news.net – это самые свежие новости из регионов и со всего мира в прямом эфире 24 часа в сутки 7 дней в неделю на всех языках мира без цензуры и предвзятости редактора. Не новости делают нас, а мы – делаем новости. Наши новости опубликованы живыми людьми в формате онлайн. Вы всегда можете добавить свои новости сиюминутно – здесь и прочитать их тут же и – сейчас в России, в Украине и в мире по темам в режиме 24/7 ежесекундно. А теперь ещё - регионы, Крым, Москва и Россия.

Moscow.media


103news.comмеждународная интерактивная информационная сеть (ежеминутные новости с ежедневным интелектуальным архивом). Только у нас — все главные новости дня без политической цензуры. "103 Новости" — абсолютно все точки зрения, трезвая аналитика, цивилизованные споры и обсуждения без взаимных обвинений и оскорблений. Помните, что не у всех точка зрения совпадает с Вашей. Уважайте мнение других, даже если Вы отстаиваете свой взгляд и свою позицию.

Мы не навязываем Вам своё видение, мы даём Вам объективный срез событий дня без цензуры и без купюр. Новости, какие они есть — онлайн (с поминутным архивом по всем городам и регионам России, Украины, Белоруссии и Абхазии).

103news.com — живые новости в прямом эфире!

В любую минуту Вы можете добавить свою новость мгновенно — здесь.

Музыкальные новости




Спорт в России и мире



Новости Крыма на Sevpoisk.ru




Частные объявления в Вашем городе, в Вашем регионе и в России