Добавить новость
103news.com
World News
Март
2026
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31

ALİ HAMANEY SUİKASTI VE İRAN SAVAŞI: ORTADOĞU HANGİ YÖNE GİDİYOR?

0

Giriş

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın ilk günlerinde Ayetullah Hameney’in suikast sonucu öldürülmesi, bu çatışmayı askeri bir operasyon olmaktan çıkararak tarihsel bir krize dönüştüren ciddi bir dönüm noktası olmuştur. Mesele sadece bir devlet liderinin ortadan kaldırılması değildi; aynı zamanda dünya Şiilerinin büyük bir bölümü için dini bir otorite ve dini gücün sembolü sayılan kutsal bir şahsiyetin hedef alınmasıydı. Bu gerçek, mevcut savaşı basit bir askeri çatışma düzeyinden kimliksel, siyasal ve jeopolitik bir mücadelenin daha derin bir seviyesine yükseltmiştir. Aynı zamanda, ABD ve İsrail’in Minab kentindeki bir ilkokulda 170’ten fazla küçük öğrenciyi öldürmesi ve hastanelere, huzurevlerine, spor ve yerleşim merkezlerine yönelik saldırıları, ABD ve Siyonist İsrail’in kör düşmanlığını ve cehaletini göstermektedir. Bu durum, savaşın en temel ilkelerini ve gerekli uluslararası sözleşmelere uyma ilkesini bile sorgulatmaktadır. Şimdi asıl soru şudur: Bu savaş nereye varacaktır ve müzakere masasına geri dönmenin bir yolu gerçekten var mıdır?

Bir dini otorite suikaste uğratılabilir mi?

Bu olayın derinliğini anlamak için basit bir karşılaştırma yeterlidir: Papa’ya suikast düzenlenebilir mi veya Katolik dünyasının bunu sadece “askeri bir operasyon” olarak kabul etmesi beklenebilir mi?

Cevap açıktır… Böyle bir eylem, derhal siyasi bir çatışma düzeyinin ötesine geçer ve dini bir otoriteye yönelik saldırı haline gelir. Ayetullah Ali Hameney için de durum benzerdir. O, sadece İran’ın siyasi lideri değildi; İran’da, Irak’ta, Lübnan’da ve dünyanın diğer bölgelerinde milyonlarca Şii için dini konuma sahip bir müçtehitti.

Bu nedenle, böyle bir şahsiyetin suikastı, sadece bir siyasi liderin ortadan kaldırılmasının ötesinde sonuçlar doğurur. Tarihin birçok örneğinde karizmatik liderlerin ortadan kaldırılması, güç yapısının çökmesine değil, aksine onların siyasi hareketleri için “sembolik sermaye” üretimine yol açmıştır. Bir liderin savaş meydanında ölmesi, kolektif hafızada hızla “şehadet” olarak dönüşebilir; bu kavram Ortadoğu’nun siyasi kültüründe güçlü bir seferberlik potansiyeline sahiptir.

Bu açıdan bakıldığında, ABD ve İsrail taktiksel bir başarı elde etmiş olabilirler; ancak aynı zamanda bu eylemin İran’da direniş söylemini ve siyasi bütünlüğü güçlendirmesi riskini de kabul etmişlerdir.

Güç dengelerini değiştirmeye yönelik bir savaş

ABD’nin bu savaştaki amacı yalnızca İran’ın nükleer programına darbe vurmak değildir. İşaretler, Washington’ın Ortadoğu’daki güç dengesini kalıcı şekilde değiştirmeyi hedeflediğini göstermektedir. İran, yıllardır bölgesel düzenin başlıca aktörlerinden biri olarak hareket etmektedir. Tahran’ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’deki etkisi onu Ortadoğu denklemlerinin belirleyici sütunlarından biri haline getirmiştir. Böyle bir durumda, İran’ın zayıflatılması, bölgenin stratejik alanını ABD ve müttefikleri lehine yeniden düzenleyebilir.

Bu çerçevede, mevcut savaş, İran’ın bölgesel gücünü sınırlama çabasının bir parçası olarak görülebilir. Askeri altyapının yok edilmesi, füze kapasitesinin zayıflatılması ve ekonomik baskı, İran’ın gelecekteki Ortadoğu düzenindeki rolünü sınırlamaya yöneliktir.

Ancak ABD’nin yanında İsrail de kendi özel hedeflerini takip etmektedir. Tel Aviv’in bakış açısından güçlü ve bütünleşmiş bir İran bölgedeki en büyük stratejik tehdittir. İsrail, son on yıllarda birçok bölgesel rakibine karşı askeri ve teknolojik üstünlük sağlamış olsa da, İran, nüfus, toprak genişliği, tarihsel derinlik ve askeri kapasite açısından bölgesel dengeyi zorlayabilecek tek güç olarak kalmaktadır. Bu nedenle, bazı analistler bu savaşın gizli hedeflerinden birinin İran’ın iç bütünlüğünü zayıflatmak olabileceğini düşünmektedir. Parçalanmış ve iç krizlerle meşgul bir İran, İsrail için doğal olarak çok daha az tehdit oluşturacaktır.

Bu nedenle, İran’da etnik veya bölgesel ayrılıkları harekete geçirmeye yönelik girişimlere dair raporlar ortaya çıkmıştır. Eğer böyle bir süreç gerçekten savaş stratejisinin bir parçasıysa, hedef açıktır: İran’ı bölgesel bir güç olmaktan çıkarıp iç krizler toplamına dönüştürmek. Kuzey Irak’ta İranlı Kürt ayrılıkçı grupların yoğunlaştırılması ve İran Kürdistanı’nı İran İslam Cumhuriyeti’nden ayırmayı amaçlayan PJAK örgütü militanlarının eğitilip donatılması tam olarak bu yöndedir. Öte yandan, Kürt ayrılıkçıların eylemlerini bahane ederek Azerbaycanlı ayrılıkçı güçlerin de İran’ın Kürdistan eyaletine girişlerini engelleme bahanesiyle sabotaj eylemleri gerçekleştirmeleri ve böylece Azerbaycan Cumhuriyeti ya da Türkiye’nin sürece dahil olması ihtimali de uzak değildir. Nitekim İran’ın Nahçıvan’a insansız hava aracı saldırısı yaptığı yönündeki iddiaların daha sonra doğru olmadığı ve yayımlanan görüntülerin incelenmesinin bu İHA’ların Azerbaycan’da üretildiğini göstermesi, birçok kişiyi düşünmeye sevk etmiştir.

ABD ve İsrail’in, savaş boyunca İran halkı arasında ortaya çıkan birlik karşısında İran’ı yalnızca parçalayarak diz çöktürebilecekleri kanaatine varmış olmaları mümkündür. Hatta bazı ülkelerin de, bu karmaşa içinde, en uygun zamanda parçalanmış İran topraklarına girme fırsatını bekledikleri söylenebilir.

Diplomasi yüzeysel değerlendirmelerin kurbanı mı oldu?

Bu savaşla ilgili önemli sorulardan biri de Donald Trump’ın yakın çevresinin İran konusunda alınan kararlardaki rolüdür. Çatışmanın başlamasından önceki aylarda İran ile ABD arasında görüşmeler sürmekteydi. Bu görüşmeler, Jared Kushner ve Steve Witkoff gibi isimler tarafından yürütülüyordu. Ancak görüşmeler olumlu sonuç vermedi ve gerginlik hızla askeri çatışmaya dönüştü. Bazı analistler ve özellikle ABD dış politika analisti Laura Rozen, hassas müzakerelere uzman olmayan kişilerin dahil edilmesinin ve karmaşık jeopolitik görevlerin ticari ya da kişisel geçmişe sahip kişilere verilmesinin bölgesel krizlerin yüzeysel değerlendirilmesi riskini arttırdığını düşünmektedir. Ona göre, bu yaklaşımın olumsuz sonuçları şunlar olabilir:

  • Profesyonel güvenlik ve diplomatik değerlendirmelerin daha az dikkate alınması,
  • Kararların kısa vadeli siyasi ve kişisel değerlendirmelere daha fazla dayanması,
  • Diplomasiden askeri çatışmaya kayma riskinin artması.

Trump yönetiminin dış politika eleştirmenleri, bu sürecin temel sorunlarından birinin diplomasinin kişiselleştirilmesi olduğunu düşünmektedir. Bu modelde, geleneksel dışişleri kurumları yerine müzakereler başkana yakın dar bir çevreye bırakılmıştır. Eğer bu değerlendirme doğruysa, diplomasinin başarısızlığı ve savaşa gidiş süreci kısmen bu karar alma yapısının sonucudur.

İran’ın füze üstünlüğü ve hava gücü zayıflığı

Bu savaşın önemli gerçeklerinden biri de, iki tarafın askeri yapılarının farklı olmasıdır. İran, uzun yıllardır uygulanan yaptırımlar nedeniyle hava kuvvetlerini modernize edememiştir. Savaş uçaklarının çoğu eskidir ve ABD ile İsrail’in hava gücü karşısında zayıf durumdadır. Buna karşılık, İran, füze ve insansız hava aracı (drone) alanlarında önemli ilerleme kaydetmiştir. Tahran’ın askeri stratejisi son yıllarda şu ilkeye dayanmaktadır: hava gücündeki zayıflığı balistik, seyir füzeleri ve saldırı İHA’ları geliştirerek telafi etmek.

Mevcut savaşta da İran’ın karşı tarafa ciddi maliyetler yükleyebilmesini sağlayan unsur bu füze kapasitesi olmuştur. Bu durum, askeri eşitsizlik koşullarında bile savaşın uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşebileceğini göstermektedir.

Müzakere hâlâ mümkün mü?

Çatışmalar sürerken, asıl soru savaşın sona ermesi için bir yol olup olmadığıdır. Şu anda taraflardan hiçbiri hızlı bir geri adım atmaya hazır görünmemektedir. ABD ve İsrail, daha fazla askeri baskıyla İran’ı kendi şartlarını kabul etmeye zorlamayı ummaktadır. İran ise, hâlâ direnebildiğini ve karşılık verebildiğini göstermeye çalışmaktadır. Bununla birlikte, tarih, birçok savaşın mutlak bir zaferle değil, siyasi bir anlaşmayla sona erdiğini göstermiştir. Ancak böyle bir müzakere gerçekleşirse, muhtemelen savaş öncesindeki görüşmelere benzemeyecektir.

İran’ın olası müzakere şartları

Bu savaştan sonra İran muhtemelen yeni şartlar ileri sürecektir:

Birincisi, güvenlik garantisi ve askeri saldırıların ve suikastların durdurulmasıdır. Böyle bir garanti olmadan Tahran’ın yeni müzakerelere girmesi zor olacaktır.

İkincisi, müzakere gündeminin genişletilmesidir. Savaştan önce görüşmeler esas olarak nükleer program üzerinde yoğunlaşmıştı. Ancak şimdi yaptırımlar, bölgesel güvenlik ve hatta tahrip edilen altyapının yeniden inşası gibi konular da gündeme girecektir.

Üçüncüsü, konvansiyonel caydırıcılık kapasitesinin korunmasıdır. İran, defalarca füze programının müzakere konusu olmadığını açıklamıştır. Son savaşta bu kapasitenin oynadığı rol göz önüne alındığında, Tahran’ın bu alanda önemli tavizler vermesi pek olası görünmemektedir. Özellikle bugün İran toplumunun büyük bölümü, eğer bu füzeler olmasaydı düşmanın ilk iki gün içinde hedeflerine ulaşacağına inanmaktadır.

Dördüncüsü, İran, nükleer müzakereler sırasında iki kez İsrail ve ABD saldırısına maruz kaldığı için, bu iki ülkeyi savaşın başlatıcısı olarak görmektedir. Bu durum, dünya kamuoyunun da gözünden kaçmamıştır. Bu nedenle, İran, savaşın tüm aşamalarındaki zararları karşı taraftan tazmin etmeden ve bu konuda garanti almadan müzakere masasına oturmaya hazır olmayacaktır.

Bu savaştan sonra Ortadoğu

Mevcut koşullarda savaşın ne zaman ve hangi şartlarda sona ereceğini söylemek mümkün değildir. Ancak gerçek şu ki, savaş, önümüzdeki haftalarda veya aylarda sona erse bile, Ortadoğu artık eski Ortadoğu olmayacaktır.

Bir dini otoritenin suikastı, geniş çaplı askeri saldırılar ve büyük güçlerin bu krize dahil olması bölgesel dengeleri köklü biçimde değiştirmiştir. Bugün mesele yalnızca İran’ın nükleer programı değildir; asıl mesele İran’ın gelecekteki Ortadoğu düzenindeki yeridir.

Eğer bu savaş İran’ın kalıcı biçimde zayıflamasına yol açarsa, bölgesel denge ABD ve İsrail lehine değişecektir. Ancak İran bu krizden geçmeyi ve iç bütünlüğünü korumayı başarırsa sonuç başlangıçtaki hedefin tam tersine dönebilir.

Bu durumda, bu savaş bölgesel krizlerin sonu değil, Ortadoğu’da yeni bir jeopolitik rekabet ve istikrarsızlık döneminin başlangıcı olabilir ve İran, bölgesel ve küresel denklemlerde etkili bir güç olarak kabul edilebilir.

Prof. Dr. Ghadir GOLKARIAN







Губернаторы России





Губернаторы России

103news.net – это самые свежие новости из регионов и со всего мира в прямом эфире 24 часа в сутки 7 дней в неделю на всех языках мира без цензуры и предвзятости редактора. Не новости делают нас, а мы – делаем новости. Наши новости опубликованы живыми людьми в формате онлайн. Вы всегда можете добавить свои новости сиюминутно – здесь и прочитать их тут же и – сейчас в России, в Украине и в мире по темам в режиме 24/7 ежесекундно. А теперь ещё - регионы, Крым, Москва и Россия.

Moscow.media


103news.comмеждународная интерактивная информационная сеть (ежеминутные новости с ежедневным интелектуальным архивом). Только у нас — все главные новости дня без политической цензуры. "103 Новости" — абсолютно все точки зрения, трезвая аналитика, цивилизованные споры и обсуждения без взаимных обвинений и оскорблений. Помните, что не у всех точка зрения совпадает с Вашей. Уважайте мнение других, даже если Вы отстаиваете свой взгляд и свою позицию.

Мы не навязываем Вам своё видение, мы даём Вам объективный срез событий дня без цензуры и без купюр. Новости, какие они есть — онлайн (с поминутным архивом по всем городам и регионам России, Украины, Белоруссии и Абхазии).

103news.com — живые новости в прямом эфире!

В любую минуту Вы можете добавить свою новость мгновенно — здесь.

Музыкальные новости




Спорт в России и мире



Новости Крыма на Sevpoisk.ru




Частные объявления в Вашем городе, в Вашем регионе и в России